Brexit, İskoçya’nın Siyasi Manzarasını Nasıl Dönüştürdü?
Partilerin eski liderleri, İskoç seçmenlerin çoğunluğunun kaybeden tarafta kaldığı referandumun ardından yaşanan siyasi çalkantıları değerlendiriyor.
Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı, Brexit referandumunun üzerinden on yıl geçmesine rağmen İskoç bağımsızlığına verilen desteği güçlendirdi ve bu destek bugün bazı anketlerde rekor seviyelere yakın seyrediyor. Bu değerlendirme, İskoç İşçi Partisi’nin eski lideri Kezia Dugdale’a ait.
Dugdale’a göre Brexit oylaması, İskoçya’da birçok kişi için “adalet” eksenli bir çerçeve oluşturdu. Çünkü İngiltere’nin aksine İskoç seçmenler 2016’da yüzde 62’ye karşı yüzde 38 gibi açık bir farkla AB’de kalmayı desteklemiş, ancak buna rağmen ülkeleri Avrupa’dan çıkarılmıştı.

Dugdale ayrıca Birleşik Krallık hükümetinin “sert Brexit” yaklaşımının, 2014’te yapılan bağımsızlık referandumunda kararsız olan birçok İskoç seçmeni etkilediğine inanıyor.
Bağımsızlığa destek bugün yaklaşık yüzde 50 seviyesinde bulunurken, bazı anketlerde bu oran yüzde 55’e ulaşıyor.
Dugdale, 24 Haziran 2016 sabahı Brexit sonucunun kesinleştiğini öğrendiğinde kendisini “tam anlamıyla yıkılmış” hissettiğini anlattı. Aynı sabah dönemin İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon ile özel bir görüşme yaptığını belirten Dugdale, ona şu sözleri söylediğini hatırlıyor:
“Bu her şeyi değiştiriyor.”
Dugdale, birçok İskoç’un kendisini “Avrupa içinde bağımsız bir İskoçya ile Boris Johnson liderliğindeki Brexit Britanyası arasında doğrudan bir tercihle karşı karşıya kalmış” gibi hissettiğini ve bu ihanet duygusunun İskoç siyasetini değiştirdiğini söyledi.
“Bence bu durum bağımsızlığa verilen desteği ayakta tuttu. Aksi halde destek yeniden düşüşe geçebilirdi” dedi.
2016 yılında İskoç Muhafazakâr Partisi lideri olan ve AB’de kalma kampanyasının önde gelen isimlerinden Ruth Davidson da Brexit sonucunun kendisini şoke ettiğini söyledi.
Davidson, o gün Nicola Sturgeon ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, Sturgeon’un kendisini ve Dugdale’ı ikinci bir bağımsızlık referandumu için birlikte hareket etmeye ikna etmeye çalıştığını anlattı.
“‘Hayır, hayır, hayır’ diye düşündüğümü hatırlıyorum” dedi Davidson. “AB’de kalma oyu, amacı dışında kullanılmamalıydı.”
Nicola Sturgeon ise anı kitabı Frankly’de şu ifadeleri kullandı:
“Brexit ihtimali ve bunun İskoçya’nın Birleşik Krallık içindeki güçsüzlüğü hakkında söyledikleri beni perişan etmiş ve öfkelendirmişti. Güçlü bir şekilde ‘Şimdi değilse ne zaman?’ duygusunu hissediyordum.”
Brexit sonrasında İskoç bağımsızlığı desteğinin yüzde 60’ın üzerine çıkabileceği yönünde beklentiler oluşmuştu. Ancak birçok kişinin beklediği siyasi tsunami gerçekleşmedi.
Bunun yerine geçen on yıl boyunca, Boris Johnson’ın sert Brexit politikaları, Covid-19 salgını, Ukrayna savaşı ve Donald Trump’ın çalkantılı başkanlık dönemlerinin yarattığı krizler nedeniyle ekonomi ve kamu hizmetlerine ilişkin güvensizlik ön plana çıktı ve bağımsızlık tartışmasının etkisi azaldı.

Sıkı bir birlik yanlısı olan Davidson, Boris Johnson’a yönelik “öfkesini” koruduğunu söyledi. Ona göre Johnson gerçek liderlik göstermedi ve Brexit sonrası birleşik bir Britanya için tutarlı bir vizyon ortaya koyamadı.
Ancak Davidson, “Boris etkisinin” bağımsızlık desteği üzerindeki etkisinin korktuğu kadar büyük olmadığını düşünüyor.
“Seçmenlerin kaygılarında bir öncelik sıralaması vardı”
“Bağımsızlık mı yoksa Birleşik Krallık içinde kalmak mı sorusu, AB ile ilişkilerden daha temel bir meseleydi.” dedi.
Bu gerilim 2017 seçimlerinde açık şekilde görüldü.
Sturgeon’un Brexit karşıtı öfkeyi ikinci bir bağımsızlık referandumuna dönüştürme girişimleri başarısız oldu. Theresa May hükümeti talepleri reddetti ve 2017 yılı boyunca bağımsızlık desteği yüzde 40’ın altına geriledi.
2017 genel seçimlerinde SNP, Westminster’daki 21 sandalyesini kaybetti ve oy oranı 13 puan düştü. Seçmenler, Sturgeon’u ikinci referandum talebinde ısrar ettiği için cezalandırdı.
Daha önce yalnızca birer milletvekili bulunan Birleşik Krallık yanlısı partiler ise yeniden yükselişe geçti.
Davidson’un Muhafazakârları 13, Dugdale’ın İşçi Partisi 7 ve Liberal Demokratlar 4 sandalye kazandı.
O tarihten sonra yapılan beş Birleşik Krallık ve İskoç Parlamentosu seçiminde SNP hiçbir zaman oyların yüzde 50’sini alamadı. Bu durum, ikinci bağımsızlık referandumu talebi için ileri sürdüğü demokratik meşruiyet iddiasını zayıflattı.
Ancak 2019’da Boris Johnson’ın başbakan olması ve sert Brexit’i hayata geçirmesiyle tablo yeniden değişti. Ardından Covid-19 dönemindeki başarısız yönetim algısı da etkili oldu.
Nicola Sturgeon, Johnson’ın kaotik liderliğine karşı güçlü bir figür olarak öne çıkarken İskoç bağımsızlığına destek hızla yükseldi ve Ekim 2020’de yüzde 59’a ulaştı.
Bugün ise ekonomik gerileme ve Ulusal Sağlık Sistemi’ne (NHS) ilişkin kaygılar İskoç siyasetinin temel gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Dugdale, bu sorunların önemli bir bölümünün Brexit ve onun Birleşik Krallık ekonomisi üzerindeki etkilerinden kaynaklandığını düşünüyor.
Ulusal Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün son tahminlerine dayanan verilere göre, İskoç hükümetinin Avrupa Bakanı Stephen Gethins, 18 Haziran’da İskoç Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Brexit’in geçen yıl İskoçya’ya 3,3 milyar sterlin gelir kaybına yol açtığını ve gıda faturalarına ortalama 250 sterlin ek yük getirdiğini söyledi.
Önde gelen İskoç ekonomi düşünce kuruluşlarından Fraser of Allander Enstitüsü’nün Direktörü Prof. Mairi Spowage ise Brexit’in ekonomik üretimi, AB’ye ihracatı ve kamu maliyesini olumsuz etkilediğinin açık olduğunu ancak bu etkinin diğer krizler ve politika hataları nedeniyle tam olarak görülemediğini belirtti.
Spowage’a göre Birleşik Krallık ekonomisindeki gerilemenin bir bölümü, 2008 finans krizinden bu yana hem özel sektör hem de kamu tarafından yapılan yetersiz yatırımlardan kaynaklanıyor.
Buna ek olarak Covid-19, Ukrayna savaşı, Liz Truss hükümeti, ABD ticaret politikaları ve Orta Doğu’daki çatışmalar da ekonomiyi etkileyen faktörler arasında yer aldı.

Göç konusunda da tablo karmaşık
Brexit sonrası yaşanan “Boris dalgası” olarak adlandırılan göç artışı, AB ülkelerinden gelen işçi sayısındaki düşüşü büyük ölçüde telafi etti. Bu düşüşün nedenlerinden biri de eskiden göç kaynağı olan bazı AB ülkelerindeki refah seviyesinin yükselmesi oldu.
İskoçya Başbakanı ve SNP lideri John Swinney, son İskoç Parlamentosu seçimlerinde bağımsızlık ve AB’ye yeniden katılım konularını kampanyasının merkezine yerleştirmeye çalıştı. Ancak bu strateji beklediği sonucu vermedi.
SNP oyların yüzde 38’ini alabildi. Bu oran, partinin 2007’den bu yana aldığı en düşük destek oldu. Parti en fazla sandalyeyi kazanmasına rağmen bunu büyük ölçüde muhalefetin bölünmüş olmasına borçluydu.
Muhalefetteki bölünmeyi ise AB karşıtı Reform UK Partisi derinleştirdi. Parti 17 sandalye kazanarak İskoç Parlamentosu’nun ortak ikinci büyük partisi konumuna yükseldi. Partinin seçmenlerinin bir kısmı geçmişte SNP’ye destek veren AB şüphecilerinden oluşuyordu.
Bugün Glasgow Üniversitesi Kamu Politikaları Merkezi’nde yardımcı direktör olarak görev yapan Dugdale artık İşçi Partisi üyesi değil. Brexit’e tepki olarak 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde SNP’ye oy verdiğini söylüyor.
Dugdale’a göre günümüzde birçok seçmeni öfke ve hayal kırıklığı yönlendiriyor. Bunun nedenlerinden biri de Brexit’in destekçilerinin vaat ettiği sonuçları vermediğine dair yaygın kanaat.
“15 yılı aşkın süredir kemer sıkma politikaları ve siyasi kurumlara duyulan güvenin sürekli azalmasıyla yaşıyoruz” diyen Dugdale sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu durum yeterince uzun sürerse insanlar sistemin hayatlarını daha iyi hale getirebileceğine artık inanmazlar.”
The Guardian